Main Page Aims and Scope Editorial Board Instructions to Authors Contact

 
Eurasian J Pulmonol: 7 (1)
Volume: 7  Issue: 1 - January 2005
Hide Abstracts | << Back
1.Effect of medium and high dose inhaled budesonide on bone density in asthmatic patients
Fisun KARADAĞ, Murat ÇAM, Yakup YÜREKLİ, Orhan ÇİLDAĞ
Pages 1 - 6
İnhale kortikosteroidler (İK) astımda en etkili anti-inflamatuvar tedavidir ve halen persistan hastalığın tedavisinde ilk-seçenek ilaçlardandır. Uzun süreli ya da yüksek doz IK tedavinin kemik metabolizmasına yan etkileri ve osteoporoz riskine etkisi tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı astmatik olgularda bir yıllık orta ve yüksek doz inhale budesonid tedavinin kemik mineral dansitesi (KMD) üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 29'u kadın, 10'u erkek 39 astım olgusu alındı. Grup 1'i oluşturan orta-persistan astımlı 25 olgu inhale beta-agonistlerle birlikte orta doz inhale budesonid (800 µg.gün-1) alırken; grup 2'deki ağır persistan astımlı 14 olgu yüksek doz (1600 µg.gün-1) inhale budesonid ile tedavi edildi. KMD çalışmanın başlangıcında, 6.ayda, ve ilk yılın sonunda dual x-ray absorptiometri (Hologic QDR-4000, Bedford, MA, ABD) ile ölçüldü. Trabeküler kemik kaybı lumbar bölgede (LS) ve femoral Ward üçgeninde (FW); kortikal kemik kaybı ise femur boynu düzeyinde (FN) değerlendirildi. Çalışmanın başlangıcında grup 1'de ortalama yaş 39±9 ve grup 2'de 44±10 idi. Grup 1'de 9 olguda (%36) osteopeni ve 3 olguda (%12) osteoporoz; grup 2'de 7 olguda (%50) osteopeni ve 6 olguda (%42) osteoporoz mevcuttu. Bir yıllık tedavi sonunda orta ve yüksek doz inhale budesonid alan astımlı olguların KMD'de belirgin değişiklik saptanmadı. Sonuç olarak orta ve yüksek doz inhale budesonid, orta ve ağır persistan astımlı hastalarda belirgin kemik kütlesi kaybına yol açmamıştır.
Inhaled corticosteroids (ICS) are the most effective anti-inflammatory treatment for asthma and are currently accepted as the firstline therapy for persistent disease. The adverse effects of long-term or high-dose use of ICS on bone metabolism and associated risk of osteoporosis is controversial. The aim of this study is to assess the adverse effects of one-year medium and high-dose inhaled budesonide therapy on bone mineral density (BMD) in asthmatic patients. 39 asthmatic patients (29 female, 10 male) were admitted to the study. 25 patients with moderate-persistent asthma in group 1 were treated with medium-dose inhaled budesonide (800 µg.day-1); whereas 14 severe-persistent asthmatics in group 2 were treated with high-dose (1600 µg.day-1) inhaled budesonide therapy, in addition to inhaled beta-agonists. BMD was measured at the beginning of the study, at 6th month, and at the end of first year by dual x-ray absorptiometry (Hologic QDR-4000, Bedford, MA, USA). Trabecular bone loss was assessed at the level of lumbar spine (LS) and femoral Ward’s triangle (FW); cortical bone loss was assessed at the level of femoral neck (FN). The mean age was 39±9 in group 1 and 44±10 in group 2. There were 9 patients (36%) with osteopenia and 3 (12%) with osteoporosis in group 1; whereas in group 2 there were 7 patients (50%) with osteopenia and 6 (42%) with osteoporosis at the beginning of the study. At the end of one-year study period, there was no significant change in BMD of asthmatic patients receiving medium or high-dose inhaled budesonide. One-year treatment with medium or high-dose inhaled budesonide do not result in significant bone mass loss in moderate and severe persistent asthmatic patients.

2.Clinical characteristics of the late resolving pneumonia cases
Mete ERBAŞ, Ali Nihat ANNAKKAYA, Peri ARBAK, Öner BALBAY, Cahit BİLGİN, İsmet BULUT
Pages 7 - 12
Pnömonide ileri yaş, sigara içimi, eşlik eden kronik hastalık, multilober tutulum, devam eden lökopeni, steroid kullanımı geç düzelmeye yol açan ve bilinen risk faktörleridir. Biz bu çalışmamızda cinsiyet, sigara kullanımı, akciğer grafisinde radyolojik tutulumun yeri ve özelliği, antibiyotik başlama süresi, ikili antibiyotik kullanımı gibi daha önceden fazla incelenmemiş faktörlerin rezolüsyon hızı üzerinde etkilerini araştırmayı amaçladık Çalışmaya 98 hasta alındı ve retrospektif dosya tarama yöntemi ile verileri incelendi. Olguların %52'si kadın, %48'i erkek ve ortalama yaşları 54±15 yıl idi. Rezolüsyonda gecikme %17.3 olguda saptandı. Akciğer grafisinde rezolüsyonda gecikme istatistiksel açıdan anlamlı olarak kadın cinsiyette (13/51) erkek cinsiyete (4/47) göre daha fazla idi (p<0.05). Radyolojik olarak rezolüsyonda gecikme oranı interstisyel tutulumda segmental tutulumdan, segmental tutulumda da lober tutulumdan anlamlı oranda daha yüksek bulundu. Olgularda ortalama antibiyotik başlama süresi, rezolüsyonu normal olan grupta ortalama 10±6 gün iken gecikmiş rezolüsyonda 14±6 gün idi (p<0.05). Tedavide rezolüsyonda gecikme saptanmayan hastalarda ikili (6/81) ve tekli antibiyotik (75/81) kullanılırken kısmi rezolüsyon grubunda sadece tekli antibiyotik kullanılmıştı. Sonuç olarak bu çalışmada cinsiyet, antibiyotik tedavisine başlanmasına kadar geçen süre ve akciğer grafisinde pnömoninin radyolojik tutulum şekli gibi faktörlerin rezolüsyonda gecikmeye yol açabileceği düşünüldü.
It has been well known that advanced age, cigarette smoking, presence of comorbid illnesses, multilobar radiographic involment, ongoing leukopenia, corticosteroid therapy are associated with late resolving pneumonia. We aimed to evaluate the effects of certain factors that were relatively less investigated such as gender, smoking, localization and pattern of radiographic involvement, the time of initiation of antibiotic therapy and antibiotic type on resolution of pneumonia. We retrospectively assessed the records and radiographs of 98 patients diagnosed as pneumonia. Mean age was 54 ±15 years, 52% of patients were female whereas 48% of them male. Delaying in resolution was detected in 17.3% of cases with pneumonia. Delaying in resolution of pneumonia was significantly higher in females (13/51) when compared to males (4/47). Delayed radiographic resolution was significantly more often observed in interstitial radiographic involvement than segmental and lobar involvement respectively. Mean initiation time of antibiotic therapy in patients with late resolving pneumonia was 14±6 days whereas 10±6 days with pneumonia that resolved in expected time (p<0.05). Most of the patients with normally resolving pneumonia were using single antibiotic (75/81) where all the patients in late resolving group were recieving single antibiotic. In conclusion, we decided some factors including gender initiation time of antibiotic treatment, radiografic involvement patterns have significant effects on resolutin of pneumonia.

3.The results and comparison of deep tracheal aspirate and bronchioalveolar lavage specimen quantitative cultures at ventilator associated pneumonia diagnosis
Serkan KARACA, Kadri ÇIRAK, Hüseyin HALİLÇOLAR
Pages 13 - 17
Bu çalışmada hastanemiz yoğun bakım biriminde ortaya çıkan "ventilatörle ilişkili pnömoni (VİP)" lerin mikrobiyolojik tanısında derin trakeal aspirasyon (DTA) ve bronkoalveoler lavaj (BAL) yöntemiyle alınan örneklerin kantitatif kültürlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Klinik olarak VİP olduğu düşünülen 20 hastanın 19'una mikrobiyolojik olarak da VİP tanısı konuldu. Bu 19 hastanın 17'sinde hem DTA hem de BAL kültürü örneğinden aynı bakteri izole edildi. Diğer iki hastada ise yalnızca DTA örneğinden etken bakteri izole edildi. Bir hastanın ise BAL ve DTA örneği kültürlerinde üreme olmadı. Çalışmamızda mikrobiyolojik olarak tanı konulan 19 VİP'li olgunun yedisinden (%36) polimikrobiyal etken izole edildi. Tek tip bakteri izole edilen 12 olgunun 11'inde (%91) Gram-negatif bakteriler etken idi. Gram-negatişer içinde 7 olgu ile (%63) Acinetobacter spp. en sık, 3 olgu ile (%25) Pseudomonas aeruginosa ikinci sıklıkta idi. Klinik olarak VİP düşünülen ve çalışmaya dahil edilen 20 olgudan 14'ü (%70) eksitus oldu ve bunların dokuzunda (%64) Acinetobacter spp. ve/veya Pseudomonas aeruginosa üretilmişti. Çalışmamız sonucunda her iki örneğin kantitatif kültürlerinin istatistiksel açıdan uyumlu olduğu bulundu (kappa uyum değeri=0.523). Kantitatif DTA kültürünün, invazif tanı yöntemlerine, özellikle bu yöntemlerin mümkün olmadığı birimlerde alternatif oluşturabileceği kanısına varıldı.
In this study, deep tracheal aspiration and BAL specimen cultures for microbiological diagnosis of ventilator associated pneumonia in our intensive care unit were compared. Among 20 patients clinically suspected to have VAP, 19 were also microbiologically proven to have VAP. In 17 of the 19 patients, same bacterial isolate was obtained in both DTA and BAL specimen culture. In 2 patients etiologic agent was found in DTA specimen. BAL and DTA cultures of one patient was found to be sterile. Among 19 patients with VAP , 7 (36%) had polymicrobial etiologic agent. Among 12 patients with single etiologic agent, gram (-) bacteria were found in 11(91%) of them. Among Gram(-) bacteria acinetobacter were the mostly encountered organism with 7(36%) patients, Pseudomonas the second mostly encountered organism with 3(25%) patients. Among 20 patients clinically suspected to have VAP, 14 (70%) patients died. In cultures of the 9 (64%) of the 14 patients who died acinetobacter and/or pseudomonas were detected. In our study we found that both sample cultures were statistically significant. Quantitative DTA culture can be an alternative method for invasive procedures especially in units where these invasive procedures are not available.

4.The Effect of Decortication on Lung Functions in Chronic Tuberculosis and Nonspecific Pleural Empyema
Mustafa Kürşat ÖZVARAN, Müyesser ERTUĞRUL, Yeşim ERSOY, Ethem ÜNVER, İlknur DİLEK, Engin YALÇIN, Reha BARAN
Pages 18 - 22
Toraks ampiyemlerinin neden olduğu plevral kalınlaşmada bozulan akciğer solunum fonksiyonlarının dekortikasyon operasyonuyla yeterli bir düzelme sağlanıp sağlanmadığını araştırmak için bu çalışmayı planladık. 1991-1999 yılları arasında kronik ampiyem nedeniyle plevral kalınlaşması olup ve dekortikasyon operasyonu olan ve son kontrolleri 2000 yılında yapılabilen 32 hastanın klinik sonuçları, preoperatif ve postoperatif solunum fonksiyon testleri (SFT) değerlendirildi. İstatistik metod olarak Student's t testi kullanıldı. Hastalar ampiyem etkenine göre tüberküloz ve nonspesifik olarak ayrıldı. Tüberküloz grupunda 20 hastanın 17'si erkek ve yaşları 16 ile 47 arasında ortalaması 27 yıl idi. Preoperatif spirometrede FVC %65.2 ± 9.09, FEV1 %65.05 ± 12.29, postoperatif spirometrede FVC %75.55 ± 14.17 FEV1 78.5 ± 14.76 olarak bulundu. Nonspesifik grubundaki 12 hastanın 10'u erkek ve yaşları 14 ile 46 ve ortalama 32 yıldır. Preoperatif spirometrede FVC %75.83 ± 17.76 ve FEV1 76.63 ± 17.35, postoperatif spirometrede FVC % 95.33 ± 18.78 FEV1 %91.75 ± 18.17 olarak bulundu. İki gruptada düzelme anlamlı bulundu( p=0.0009, p=0.004). Operasyon öncesi tedavi süresi tüberküloz grubunda ortalamada 150 gün, nonspesifik grupta 50 gündü Tüberküloz grubundan 3(%15) hastada, nonspesifik gruptan 1(%8) hastada spirometrede düzelme saptanmadı. Tüberküloza bağlı kronik ampiyemde spirometrede bozulmanın daha fazla olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu çalışmaya göre iki grupta da dekortikasyon operasyonunun akciğer fonksiyonlarını anlamlı olarak düzelttiği görülmüştür.
In this study we aimed to evaluate the effect of decortication to decrease the restriction of pulmonary function caused by pleural thickining due to thoracic empyema. At 2000, we evaluated clinical results, preoperative and postoperative pulmonary function tests (PFT) of 32 patients with pleural thickining due to thoracic empyema who underwent the decortication between 1991 and 1999. For statistical analyzes student’s t test was used. Patients were seperated in to two groups according to etiologic agents of empyema as tuberculosis and nonspecific. Tuberculosis group had 20 patients 17 of them were males aged between 16 and 47 mean 27 years old. Their preoperative PFT were found to be FVC 65,2±9,09 % , FEV1 65,05±12,29 % and postoperative PFT were FVC 75,55±14,17 % , FEV1 78,5±14,76 % . Nonspecific group had 12 patients 10 of them were males aged between 14 and 46, mean 32 years old. Their preoperative PFT were FVC 75,83±17,76 % and FEV1 76,63±17,35 % , postoperative PFT were FVC 95,33±18,78 % FEV1 91,75±18,17 % . Both groups had statistically significant improvement (p=0.0009 , p=0.004). Before operation mean treatment duration was 150 days at tuberculosis group and 50 days at nonspecific group. No improvement of PFT was observed in 3 (15%) patients of tuberculosis group and 1 (8%) patient of nonspecific group. It is determined that the PFT were much more detoriated in patients with chronic tuberculosis empyema (p<0.005). According to this study it is found that decortication operation improves the pulmonary function tests significantly in both groups.

5.Case report: bronchiecthasis as cause of solitary brain abscess
Gülru POLAT, Melih BÜYÜKŞİRİN, Gülcan ÜRPEK, Hatice DİLBER, Gülay DAŞDEMİR, Gültekin TİBET
Pages 23 - 25
Beyin absesi, bronşektazili olgularda ender görülen bir komplikasyondur. Bu makalede tonik-klonik konvülzyonlarla başvuran ve bilgisayarlı tomografi (BT) ile beyin absesi tespit edilen 33 yaşındaki erkek olgu literatür eşliğinde sunuldu. Bu nedenle santral sinir sistemi yakınmaları ile başvuran bronşektazili olgularda komplikasyon olarak beyin absesi gelişebileceğinin düşünülmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Brain abcess is a rare complication of bronchiectasis. In this article we presented a 33 years old male patient with bronchiectasis in view of literature who admitted to hospital with tonic-clonic convulsions due to solitary brain abcess detected by computerized tomography. In bronchiectasis cases with central nervous system complaints as a complication brain abcess should be considered.

6.Tongue tuberculosis secondary to pulmonary tuberculosis
Sevim DÜZGÜN, Ümmühan BAYRAM, Ahmet SELVİ, Sinem GÜNGÖR, Ebru DAMADOĞLU, Adnan YILMAZ
Pages 26 - 28
Dil tüberkülozu çok nadirdir ve sadece tek olgular olarak tanımlanmaktadır. Bu yazıda, 45 yaşında akciğer tüberkülozuna ikincil dil tüberkülozlu erkek hasta sunulmuştur. Hasta 2 aydır devam eden dilde ağrılı ülseröz lezyon ve solunum sistemi yakınmaları ile merkezimize başvurdu. Göğüs röntgenogramı üst ve orta akciğer alanlarında bilateral infiltrasyonlar ve çok sayıda kavite gösteriyordu. Dil biyopsisi tüberküloz için tipik granulom saptadı. Balgam yayma incelemesi aside dirençli basil açısından pozitif idi. Hastaya izoniazid, rifampisin, etambutol ve pirazinamid içeren tedavi rejimi başlandı. Dil 1 ay içinde tam olarak iyileşti. Sonuç olarak, kronik dil lezyonlarının ayırıcı tanısında tüberküloz da düşünülmelidir.
Tongue tuberculosis is very rare and has been described in single cases only. In this article a 45 year old male with tongue tuberculosis secondary to pulmonary tuberculosis is presented. He was admitted to our center with two months history of a painful ulcerated lesion on his tongue and respiratory symptoms. His chest radiograph showed bilateral infiltrates and multiple cavities in the upper and middle lung fields. Tongue biopsy revealed granuloma typical for tuberculosis. His sputum smear was positive for acid fast bacilli. He was started on a regimen of isoniazide, rifampicine, pyrazinamide and ethambutol. The tongue completely healed within a month. In conclusion, tuberculosis should be taken into consideration in differential diagnosis of chronic tongue lesions.

7.
Tütün ve ortak havayolu
Celal KARLIKAYA
Pages 29 - 40
Abstract | Full Text PDF



 
Quick Search




 




















 
Copyright © 2016 Turkish Respiratory Society. All rights reserved
Bu web sitesi sağlık profesyonellerine yöneliktir. İçeriğindeki yazılar ve dökümanlar hekim veya eczacı görüşü yerine geçmez. Sitenin kullanımıyla ilgili her türlü sorumluluk kullanıcıya/ziyaretçiye aittir.

LookUs & Online Makale