Main Page Aims and Scope Editorial Board Instructions to Authors Contact

 
Eurasian J Pulmonol: 3 (4)
Volume: 3  Issue: 4 - October 2001
Hide Abstracts | << Back
1.Respiratory symptoms, pulmonary function test results and acetyl cholinesterase levels in persons selling agricultural drug
Sibel ÖZKURT, Remzi ALTIN, Murat HACIOĞLU, Yaşar ENLİ, Diler ASLAN, Fatma FİŞEKCİ
Pages 272 - 275
Kronik olarak pestisidlere maruz kalmanın akciğerlerdeki etkisini ortaya koymak amacıyla bu çalışma yapıldı. Tarım ilacı satışı yapan 13 işyerinde çalışmakta olan biri kadın (%4.8) 20'si erkek (%95.2) toplam 21 olgu, kontrol grubu olarak pestisid maruziyeti olmayan 10 sağlıklı olgu çalışmaya alındı. Anket formu ile solunumsal semptomlar sorgulandı ve olgulara solunum fonksiyon testi (SFT) yapıldı. Olguların yaş ortalaması 36.86±15.22 yıl (16-66) idi. Olguların %52.4'ü 5 yıldan daha az süreyle işyerinde çalışmaktaydı. Sigara içenler çalışma grubunda 13 kişi (%61.9), kontrol grubunda 7 kişi (%70) idi. Altı olguda (%28.6) balgam, yine aynı oranda hırıltılı solunum tespit edildi. Öksürük %14.3, dispne %9.5 oranındaydı. Çalışma grubunda solunum fonksiyon testi parametreleri normal sınırlarda olmakla birlikte kontrol grubuyla kıyaslandığında FVC, FVC % ve FEV1 %'si açısından istatistiksel olarak anlamlı düşmeler olduğu görüldü (sırasıyla p<0.05, p<0.01, p<0.05). Pestisid maruziyetinin klinik etkisini görmek amacıyla olguların serum asetil kolinesteraz aktiviteleri (AKA) de değerlendirildi. Bir olgu dışında AKA normal sınırlarda bulundu, semptomlar ve SFT parametreleri ile arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmedi. Sonuç olarak kronik pestisid maruziyetinin solunum sistemi üzerine semptomlar ve SFT parametrelerinde değişikler oluşturabilecek kadar etkili olabildiği, fakat AKA'ni etkilemediği düşünüldü. Çalışma grubumuzun azlığı nedeniyle daha ileri sonuçlar elde etmek amacıyla daha büyük grupları değerlendirmenin doğru olacağı kanaatine varıldı.
This study was carried out to bring out the effect of chronic exposure to pesticide in lungs. Total 21 cases, female (4.8%) and 20 males (95.2%), in 13 employment places selling agricultural drug and 10 healthy cases who did not expose to pesticide were included in the study. Respiratory symptoms were evaluated as based on the questionnaire form and pulmonary function test (PFT) was carried out on the cases. The mean age of cases was 36.86±15.22 (16- 66) years and 52.4% of them have been working less than 5 years in those places. 13 persons (61.9%) in the study group and 7 (70%) in the control were smoking. Sputum in 28.6%, wheezing in 28.6%, cough in 14.3% and dyspnea in 9.55% of cases were deteced in the study group. The parameters of respiratory function test in the study group were within normal limits, but values of FVC, FVC % and FEV1 % were statistically significant lower than that in the control (p<0.05, p<0.01 and p<0.05, respectively). Also, serum acetyl cholinesterase activity (ACA) were evaluated to observe the clinical effect of pesticide exposure in the cases. ACA was within in normal limits in all the cases but one, and it wasn’t determined and significant relation between the activities and symptoms and PFT parameters. In conclusion, it was thought that chronic exposure to pesticide may affect the respiratory system in the ratio that may cause to changes on symptoms and PFT parameters but has no any effect ACA. And our opinion is that to obtain further results, the study should be carried out in larger groups.

2.Evaluation of occupational exposure in traffic policemen by pulmonary function tests, signs and symptoms related with pulmonary system
Özgür KARACAN, Peri ARBAK, Sefa L ÖZŞAHİN, Füsun ÜLGER, Numan NUMANOĞLU
Pages 276 - 281
Çalışmanın amacı egsoz gazlarının trafik polislerinin solunum sistemi üstündeki etkilerini incelemektir. Bu amaçla prospektif bir çalışma düzenlendi. Çalışmaya Ankara'nın kavşaklarında çalışan trafik polisleri (n: 251) ve sağlıklı kontroller (n:80) alındı. Özgeçmiş, fizik inceleme bulguları, bazı spirometrik parametreler ve göğüs filmleri çalışmanın başında ve iki yıl sonra değerlendirildi. Çalışmanın başlangıcından iki yıl sonra trafik polislerinde solunumsal yakınma ve fizik inceleme bulgularında anlamlı düzeyde artış gözlendi. Başlangıçta trafik polislerinin bazal spirometrik değerleri kontrollerden daha yüksekti ancak iki yıl sonra hem sigara kullanan, hem de kullanmayan trafik polislerinde pulmoner fonksiyonların kontrollerden daha fazla düştüğünü gözlemledik. Trafik polislerinde yıllık FEV1 kaybı 26 ml iken (sigara kullananlar ve kullanmayanlar için sırayla; 28 ml ve 24 ml) kontrollerde 7 ml idi. Sonuçlar trafik polisliğinin solunum sistemi ile ilgili yakınmalarda artış ve solunum fonksiyon testlerinde bozulmayla birlikte kronik akciğer hastalıkları yönünden riskli bir meslek olabileceğini düşündürmektedir.
Aim of this study is to evaluate the effects of exhaust emmisions on pulmonary system of traffic policemen. A prospective study was designed for this purpose Traffic policemen (n: 251) who were occupied in the cross roads of Ankara city and healthy controls (n: 80) were included to this study. Anamnestic informations, physical examination findings, some spirometric values and chest x-rays were obtained at the beginning of the study and repeated two years later. Significant increase in symptoms and physical findings related with pulmonary system in traffic policemen was observed at the end of two years. Basal spirometric values of traffic policemen were higher than controls at the beginning but we found higher decline of pulmonary functions in both smoker and non smoker traffic policemen than controls. Annual mean FEV1 loss was 26 ml for traffic policemen (28 ml and 24 ml for smokers and non smokers respectively) and 7 ml for control group. Our results pointed out that traffic policemen as an occupation had got potential risks regarding increase in pulmonary symptoms and deterioration of pulmonary function tests.

3.The effect of radiographic widespread on arterial blood gases in community acquired pneumonia
Mustafa KOLSUZ, Muzaffer METİNTAŞ, İrfan UÇGUN, Sinan ERGİNEL, Füsun ALATAŞ, Emel HARMANCI
Pages 282 - 285
Bu çalışma Amerikan Toraks Derneği (ATS) kriterlerine göre hastanede veya yoğun bakımda yatarak izlenmesi gereken, Grup 3 ve 4 toplum kökenli pnömoni (TKP)'li 73 erişkin hasta üzerinde yapıldı. Hastaların 43'ü erkek (% 58.9), 30'u kadın (%41.1) ve ortalama yaş 49.2 (16- 88) idi. Grup 3 TKP'lerde en sık alt lob tutulumu (%53.5) gözlenirken, Grup 4 TKP'lerde ise en sık bilateral akciğer tutulumu (%53.4) gözlendi. Bilateral ve birden fazla lob tutulumu Grup 4 TKP'li 23 kişide (%76.7) tespit edildi. Multilober ve bilateral radyolojik tutulumu olan hastaların PaO2 ve Satürasyon (SaO2) değerleri, lober tutulumu olanlarla karşılaştırıldığında daha düşüktü (p<0.05). Tedavi sonrasındaki hastaların PaO2, PaCO2 ve SaO2 değerleri ise birbirine benzer olarak bulundu. Bilateral veya multilober tutulum arasında PaO2, PaCO2 ve SaO2 değerlerinde anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Komplikasyon 10 hastada (%13.7) gözlendi, bunların 3'ünde multilober tutulum ve 6'sında bilateral tutulum vardı. Bilateral tutulumun olması komplikasyon gelişimi ile ilişkili bulundu (p<0.05). Sonuç olarak radyolojik tutulum alanının yaygınlığına paralel olarak hastaların PaO2 ve SaO2 değerleri düşmekte ve bu hastalarda komplikasyon gelişme riski artmaktadır.
In this study we investigated the relations between arterial blood gases (ABG) and radiographic findings of community acquired pneumonia (CAP) which classification recommended the 1993 American Thoracic Society guidelines. Group 3 consist of 43 (%58.9) patients with CAP and Group 4 consist of 30 (%41.1) patients with CAP. The mean age was 49.2 (16-88) years; 43 patients (%58.9) were male and 30 (%41.1) were female. The most common radiographic feature were lower lobe (%53,5) infiltrations in Group 3 CAP and bilateral infiltration in Group 4 CAP. Twenty three patients (%76,7) of Group 4 CAP had bilateral and multilober infiltration. The patients who had multilober and bilateral radiographic infiltration had lower PaO2 and O2 saturation compared to patients with lober infiltration (p<0,05). PaO2, PaCO2 and O2 saturations were similar at the end of the therapy (p>0,05). Complications were seen in 10 patients (%13,7), 3 of them had multilober and 6 of them had bilateral radiographic infiltration. Bilateral radiographic infiltration had statistically significant correlation with the complication (p<0,05). As a result, if the radiographic infiltration of a patient is bilateral or multilober, then the patient would develop lower PaO2 and O2 saturation and will have increased risk of complications compared to patients with lober infiltration.

4.Comparison of the MGIT with Löwensteinjensen medium for isolation of Mycobacterium Tuberculosis
Sibel ATIŞ, Candan ÖZTÜRK, Minür TÜMKAYA
Pages 286 - 290
Akciğer tüberkülozunun bakteriyolojik tanısında Mycobacteria Growth Indicator Tube (MGİT) yönteminin değerini araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmada klinik ve radyolojik olarak akciğer tüberkülozu düşünülen 42 olgudan alınan 126 balgam örneğinin homojenizasyon ve konsantrasyon sonrası yayma mikroskopisi yapıldıktan sonra MGİT ve Löwenstein Jensen (LJ) kültür ortamlarına ayrı ayrı ekilerek sonuçlar karşılaştırıldı. MGİT yöntemi ile izolasyon oranı % 65, LJ yöntemiyle % 68.3 bulundu (p<0.0001). Ortalama üreme süresi LJ besiyerinde 29.6±10.8 (min:13 - max: 60) gün, MGİT'te 15.5±11.2 (min: 3-max: 44) gün idi (p<0.0001). LJ yöntemine göre MGİT yönteminin duyarlılığı % 88.3, özgüllüğü % 85, pozitif kestirim değeri % 92.6, negatif kestirim değeri % 77.2 bulundu. MGİT yönteminin Mycobacterium tuberculosis gösterilmesinde hızlı sonuç veren güvenilir bir yöntem olduğu ve rutin kullanıma girmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı.
We aimed to evaluate the value of Mycobacteria Growth Indicator Tube (MGIT) method for the diagnosis of pulmonary tuberculosis in this sudy. 126 sputum samples of 42 cases considered as pulmonary tuberculosis clinically and radiologically have been cultured on MGIT and Lowenstein Jensen (LJ) culture media separately and the results have been compared. The isolation rates with MGIT and LJ method were 65 % and 68.3% respectively (p<0.0001). The mean proliferation times with MGIT and LJ method have been found 15.5±11.2 (min: 3-max: 44) and 29.6±10.8 (min:13 - max: 60) day, respectively (p<0.0001). The sensitivity, specifity, positive predictive value and negative predictive value of MGIT were 88.3%, 85%, 92.6% and 77.2%, respectively. The demonstration of Mycobacterium tuberculosis with MGIT method is a rapid and reliable method and we concluded that applying this method routinely will be useful.

5.Pypoxemia during bronchoscopy and factors effecting oxygen need
Serdar ERTURAN, Ali Nihat ANNAKKAYA, Özlem Saniye İÇMELİ, Elif ALTUĞ, Benan MÜSELLİM, Bülent TUTLUOĞLU, Günay AYDIN TOSUN, Mustafa YAMAN
Pages 291 - 294
Fleksibl fiberoptik bronkoskopi (FFB) uygulaması sırasında gelişen oksijen desatürasyonunun derecesini, uygulamaya ait faktörleri ve hastaların solunumsal parametreleriyle ilişkisini saptamak amacıyla 55 hasta çalışmaya alındı. FFB uygulamasıyla tüm hastalarda pulse oksimetre ile oksijen satürasyonunda (SpO2) düşme saptandı (ortalama % 8.5). FVC değeri ile SpO2'deki düşüş arasında anlamlı ilişki (p= 0.023) saptandı. SpO2 değeri % 90'ın altına inen 26 olgu ile % 90 ve üzerinde kalan 29 olgu arasında yaş, cins, içilen sigara miktarı, FVC, FEV1, PaO2, FFB uygulama süresi ve verilen lavaj sıvısı miktarları yönünden anlamlı fark yoktu. Bu nedenle FFB uygulanan tüm hastalarda işlem süresince SpO2 değeri izlenmelidir.
In order to evaluate the severity of oxygen desaturation during the flexible fiberoptic bronchoscopy (FFB) to determine the interventional factors and the relation of these factors with pulmonary functional parameters 55 patients were included in our study.. The interventional factors and the relation of these factors with patients' pulmonary function parameters were also determined. Arterial oxygen desaturation (SpO2) measured by pulse oxymeter decreased after FFB procedure in all patients (mean 8.5 %). There is a statistically significant correlation between the FVC value of patients and the amount of decrease in SpO2 (p= 0.023). These cases were divided into two groups, Group I (n= 26) with SpO2< 90% and the others (n= 29) SpO2 90%. There is no difference between these groups according to age, sex, cigarette smoking, FVC, FEV1, PaO2, the duration of FFB procedure and the amount of given lavage fluid. Our results suggest that SpO2 must be closely monitored for all FFB performed patients.

6.The results of the cigarette questionnaire applied to the teachers of high school in elaziğ
Teyfik TURGUT, Figen DEVECİ, Elif ALTUNTAŞ, Mehmet Hamdi MUZ
Pages 295 - 299
Önemli bir halk sağlığı sorunu olan sigara içme alışkanlığı toplumun çeşitli kesimlerinde değişik oranlarda saptanmaktadır. Türkiye'de sigara içme sıklığı 15 yaş ve üzerindeki grupta %44.5'dur (erkeklerde %62.8, kadınlarda %24). Sigaraya başlama yaşı 18'in altındadır. Çalışmamızda bireylerin sigaraya başlama yaşı dönemlerinde yüksek oranda etkili olabileceği düşünülen öğretmenlerin sigaraya bakışları ve sigara alışkanlıkları ile ilgili özelliklerini saptamak amacıyla 1999 yılında Elazığ ilinde lise ve dengi okullarında görev yapan 533 öğretmene anket uygulanarak sonuçların tartışılması amaçlandı. Ankete katılan öğretmenler "rastgele örnekleme yöntemi" ile seçildi. Öğretmenlerin 225'inin (%42.2) sigara içtiği saptandı. Bunların 187'si (%83.1) erkekti. Özellikle yabancı dil (%55.9) ve sosyal branş öğretmenlerinde (%43.9) sigara içme oranının yüksek olduğu saptandı. Sigara içenlerin 110'u (%48.9) 35 yaş üzerindeydi ve %51.5'inin sigara içmeye başlama yaşı 16-20 yaşları arasındaydı. Sigaraya başlama nedenleri içinde özenti ve merak %44.9 oranıyla birinci neden olarak bulundu. Alışkanlık hem erkek (%70.1) hem de kadınlarda (%55.3) halen sigara içme nedenleri arasında ilk sırada idi. %69.3'ünün (156/225) sigarayı bırakmayı düşündüğü saptandı. Öğretmenlerin %48'i (n=108) çocuklarının yanında, %10.7'si (n=24) öğrencilerinin yanında sigara içiyordu. Sonuç olarak bu konuda sigara karşıtı kampanyaların geliştirilmesi, pasif içicilerin ve özellikle 10-20 yaş grubunun korunması ile bu yaş grubunun eğitiminde en çok etkisi olan öğretmenlerin sigara bağımlılığı, zararları ve bırakma yöntemleri konusunda eğitilmeleri gerektiği görüşündeyiz.
The habit of smoking, an important problem of public health, has been seen in various classes of the society in different proportions. The frequency of smoking in Turkey is 44.5 % in the group of 15 years old and over, (62.8% of male, and 24% of female). The age to begin smoking is under 18. Teachers’ view of cigarette and their habits of smoking were thought to affect the individuals’ age of beginning cigarette. Our study aimed to discuss the results of a questionnaire applied to 533 teachers of high school in Elazığ at 1999. The teachers who partipicated the questionnaire were chosen with “ causal sampling method ”. It has been fixed that 225 (42.2%) of the teachers have smoked. 187 (83.1%) of them was female. It is discovered that especially among the teachers of foreign languages (55.9%) and of social branches (43.9%), the ratio of smoking was high. 110 of the smokers (48.9%) are over 35 years old, and the age beginning smoking of 51.5% of them is between 16- 20. The first reason to start smoking is affectation and curiosity, and has a proportion of 44.9% among the other causes. The habitance is still the first cause of smoking both male and female. It is brought out that 69.3% (156/225) of the participiants thought to leave smoking. 48% (n=108) of the teachers smoke besides their children, 10.7% (n=24) of them smoke beside their students. Consequently, in this topic we argue that campaigns which are against smoking should be developed. Passive smokers, especially who are between the age of 10-20 and the teachers who are most effectual persons for those groups should be trained about the habit of smoking, its damages and the methods to quit it.

7.The evaluation of serum creatin kinase (total-CK) and creatin kinase MB (ck-MB) levels in lung cancer
Ercan M. HARIKCI, Ahmet E. ERBAYCU, Aydan ÇAKAN, M. Şevket DERELİ, Ayşe ÖZSÖZ, Dilek KALENCİ
Pages 300 - 305
Bu çalışmanın amacı, akciğer kanserlerinde serumda total kreatin kinaz (CK) ve kreatin kinaz-MB (CK-MB) izoenzimi değişimlerini izlemek, bu değişikliklerin kanserin hücre tipi ve yaygınlığı ile ilişkisini saptamak ve tanıya katkısını belirlemektir. 1996-1998 yıllarında akciğer kanseri tanısı alan, herhangi bir tedavi uygulanmamış 58 olguda; serum total CK ve 35 olguda CK-MB değerleri prospektif olarak incelendi. Kontrol grubu olarak aktif akciğer tüberkülozlu olgular seçildi. Serum total CK ve CK-MB değerleri akciğer kanserli tüm olgularda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastalığın evreleri arasında veya küçük hücreli ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri arasında total CK ve CK-MB değerlerinde anlamlı farklılık yoktu. Adenokanserli hastalarda CK-MB değerleri, küçük hücreli akciğer kanserli olgularda hem total CK hem de CK-MB değerleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Bu yüksekliğin kreatin kinazın ektopik üretimine veya tümör dokusunun nekrozuna bağlı olabileceği düşünüldü. Kontrol grubunda da yüksek değerlerin olması nedeniyle, total CK ve CKMB'nin akciğer kanseri için spesifik tümör belirleyicisi olamayacağı sonucuna varıldı.
The purpose of this study is; to follow the changes of serum total creatin kinase (CK) and isoenzyme creatin kinase-MB (CK-MB) in lung cancer, determine their relation with the type and dissemination of cancer, find out the addition for diagnosis. Serum total CK levels in 58 and CK-MB levels in 35 cases -diagnosed lung cancer in 1996-1998 and not having any treatmentwas determined prospectively. Cases with active pulmonary tuberculosis were choosen as control group. In all cases with lung cancer, serum total CK and CKMB levels were found significantly higher than control group. There were no significant difference for total CK and CK-MB between stages of the disease or small cell and non small cell lung cancer. CK-MB in cases with adenocancer, both total CK and CK-MB in cases with small cell lung cancer were found significantly higher than control group. This increase was thought to depend on the ectopic production of creatin kinase or necrosis of tumor tissue. Since there was also higher levels in control group, it was concluded that total CK and CK-MB could not be spesific tumor marker for lung cancer.

8.Evaluated surgery in aspergilloma
Kürşat ÖZVARAN, Adnan YILMAZ, Müyesser ERTUĞRUL, Engin YALÇIN, Reha BARAN
Pages 306 - 309
Aspergilloma, genellikle iyileşmiş tüberküloz kavitelerinde gelişen bir hastalıktır. Aspergilloma tedavisinde cerrahi önemli bir seçenektir. Bu çalışmada, cerrahi tedavi uygulanmış aspergillomalı hastalarda bu tedavinin başarı durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Merkezimizde 1992-1999 yılları arasında cerrahi tedavi uygulanmış 20 aspergillomalı hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi ve Kasım 1999'da son kontrolleri yapılarak anamnez, klinik, radyolojik ve laboratuvar bulguları, histopatolojik sınışandırma, operasyon tipleri ve uzun dönem takip sonuçları değerlendirildi. Hastaların 14'ü erkek, 6'sı kadın olup yaş ortalaması 46 (31-66) idi. Olguların 19'unda (%95) geçirilmiş tüberküloz öyküsü olduğu, 15 hastanın (%75) hemoptizi nedeniyle opere edildiği, radyolojik olarak 18 hastada (% 90) "aircrescent" bulgusunun bulunduğu saptandı. Üç hastaya bronş lavajı, 1 hastaya ise transbronşial biopsi ile tanı konuldu. 15 hastaya ( %75) lobektomi uygulandı. Hastalar histopatolojik olarak kompleks ve basit aspergilloma olarak sınışandırıldı. Kompleks aspergillomalı 11 olgunun 3'ünde (%27) mortalite, 4'ünde (%36) morbidite, 9 basit aspergillomalı hastanın ise 3'ünde ( % 33) morbidite gelişti. Kontrole gelen 12 hastanın (6'sı basit aspergilloma, 6'sı kompleks aspergilloma) ortalama 35 ay (5-70 ay) süre ile takipleri yapıldı. Bu olgularda klinik şikayetlerin devam etmediği ve rekürrens gelişmediği saptandı. Bu çalışma pulmoner rezervi yeterli olan aspergillomalı hastalarda semptomların giderilmesinde cerrahi tedavinin etkin olduğunu, parenkim lezyonu ile birlikte olan kompleks aspergillomalı olgularda ise yüksek mortalite oranı nedeniyle gerekirse diğer tedavi yöntemlerinin tercih edilebileceğini göstermektedir.
Aspergilloma is a disease that commonly develops in healed tuberculosis cavities. Surgery is an important option for the treatment of aspergilloma. The purpose of our study was to evaluate the efficacy of surgery on the long-term survival of patients with aspergilloma. We retrospectively evaluated 20 patients who underwent surgery for aspergilloma between 1992–1999 at our hospital. Patients were followed until November 1999. We evaluated past medical history, clinical complaints, radiological findings, laboratory findings, histopathologic findings, type of operation and long- term outcome. 14 patients were male and 6 patients were female. The mean age was 46 (range, 31- 66). 19 patients had a previous history of pulmonary tuberculosis. 15 patients underwent surgery for hemoptysis. 18 patients had air crescent sign. Bronchoscopy was diagnostic in three patients with bronchial lavage and in one patient with transbronchial biopsy. 15 cases underwent lobectomy. The patients were divided into two groups: complex aspergilloma ( the patients with parenchymal lesions) and simple aspergilloma (the patients without parenchymal lesions). Mortality was seen in 3 cases of complex aspergilloma. Morbidity was seen in 4 cases of complex aspergilloma and in 3 cases of simple aspergilloma. We followed 12 patients (6 simple aspergilloma and 6 complex aspergilloma ) for 5–70 months with a mean follow-up of 35 months. We did not find any recurrence in radiological or clinical findings. The present study proves that surgery is an effective method of choice in simple aspergilloma patients with adequate pulmonary function, and other treatment modalities should be considered for patients with complex aspergilloma because of high mortality.

9.Descending necrotizing mediastinitis : a report of a case
Muhammet Ali YILMAZ, Mehmet Ali BEDİRHAN, Akif TURNA, Yaşar SÖNMEZOĞLU, Gönenç ORTAKÖYLÜ, Atilla GÜRSES
Pages 310 - 313
24 yaşındaki kadın hasta ampiyem tanısı ile acil tüp torakostomi yapılarak kliniğimize yatırıldı. Supraklavikuler bölgede gelişen 5x6 cm boyutlarındaki deriden kabarık, hiperemik ve vücuda göre daha sıcak olan bölgeye, yatışından sonraki 5. gün insizyon yapılarak 150 cc sıvı boşaltıldı. Perikardiyal efüzyon ve hızla tamponad gelişmesi üzerine, 19. gün perikard boşluğuna kateter konularak 500 cc sıvı drene edildi. 23. gün bilgisayarlı toraks tomografisinde, kalbi sola iten paramediastinal apse poşu tespit edilerek, tüp mediastinostomi yapıldı ve 500 cc sıvı drene edildi. Kontrol için istenen manyetik rezonans görüntülemesi ile mediastinde rezidü apse poşu görülmesi nedeni ile, 44. gün sağ mini torakotomi yapıldı, ancak herhangi bir patoloji bulunamadı. Hasta 50. gün taburcu edildi.
A 24-year old woman was referred to our hospital with a diagnosis of empyema and an emergency tube thoracostomy was performed. Supraclavicularly located collection with tuberous tender and hyperemic appearance was 6 x 5 cm in size and was drained on 5th day followed by internalization of the patient. Since pericardial effusion and consequent cardiac tamponade was developed, pericardiocentesis was done and 500 ml pericardial fluid was aspirated. A thoracic CT disclosed a persistent paramediastinal pus cavity deplacing heart to the left side. A tube mediastinostomy was performed and 500 ml purulent fluid was drained. MRI showed persistent residual abcess sack. For this reason, a right exploratory mini-thoracotomy was done, but, no pathologic formation was discovered. The patient was discharged home on 50th day.

10.Mediastinal sarcoma: case report
Aydın ÇİLEDAĞ, Zeynep TOPU, Özlem URAL GÜRKAN, Gökhan ÇELİK, Numan NUMANOĞLU, Serpil Dizbay SAK
Pages 314 - 316
41 yaşında erkek hasta sağ yan ağrısı, nefes darlığı, kilo kaybı şikayetleri ile başvurdu. PA Akciğer grafisinde sağ alt zonda medialde homojen gölge koyuluğu izlendi. Toraks BT'de sağda parakardiak konumlu solid kitle lezyonu mevcuttu. Malign mezenşimal tümör (sarkom) tanısı anterior mediastinotomi ile konuldu. Nadir ve kötü seyirli bir olgu olması nedeniyle literatür eşliğinde sunuldu.
A fourtyone years old male patient was admitted to our clinic with right sided chest pain, dyspnea and weight loss. Chest X-ray revealed homogeneous opacity at the right lower zone. Thorax CT revealed a solid mass lesion at the right paracardiac area. Anterior mediastinotomy was performed and biopsy materials revealed malign mesenchymal tumour (sarcoma). Patient is presented with related literature, because it is a rare case showing poor prognosis.

11.Nebulizer therapy in COPD
Arzu MİRİCİ
Pages 317 - 320
KOAH tedavisinde inhalasyon yoluyla ilaç kullanmak hızlı etki, düşük dozda ilaç kullanımı ve yan etki azlığı gibi avantajlar sağlar. Özellikle akut ataklar sırasında yüksek dozda ilaç gereksinimi, hastaların inhaler cihazları iyi kullanamaması halinde nebülizatörlerde kullanılabilir. Sürekli yüksek dozda ilaç kullanmayı gerektiren ve inhalasyon tekniği iyi olmayan hastalar evde de nebülizatör kullanabilirler. Ancak nebülizatör kullanımı faydalarının yanısıra artmış infeksiyon riskini de beraberinde getirir. Ayrıca yüksek dozda ilaç kullanımı nedeniyle bazı ilaç yan etkilerinin dikkatle izlenmesi gereklidir.
Bronchodilator therapy is an important component of COPD management. The inhaler route have some advantages as fast effectiveness,low dose medication and low incidence of side effects. Especially during acute attacks, since necessary of larger doses and inadequaetly inhaler technique, nebulizers could be used. If the patient needs countiniously high doses medication and he/she was very ill, nebulizers could be advised domiciliary. But nebulizers have some disadvantages, as incrased enfection risk,and high incidence of side effects (hyperpotasemmia, urine retantion etc)



 
Quick Search




 




















 
Copyright © 2016 Turkish Respiratory Society. All rights reserved
Bu web sitesi sağlık profesyonellerine yöneliktir. İçeriğindeki yazılar ve dökümanlar hekim veya eczacı görüşü yerine geçmez. Sitenin kullanımıyla ilgili her türlü sorumluluk kullanıcıya/ziyaretçiye aittir.

LookUs & Online Makale